Tuesday, January 26, 2010

vay arkadaş...

Yazmayalı iki buçuk yıl olmuş. Geçenlerde tesadüfen yolum düştü kendi sayfama da yazmışım ben bayağ. En çok da yaz okulu planlarımın olduğu yazı ilgimi çekti. Dedim vay arkadaş neymişim ben. Ne istemişim ne olmuşum. Hadi hep beraber gidelim üstünden:

"Ama ondan önce haziranda finaller bittiğinde okulun dağcılık topluluğuyla kaya tırmanışına gitsem kayada kendimi geliştirsem."

Lider aldık az da olsa geliştirdik sayılır, en azından duvara falan gittiğimizde camdan dışarı bakıyoruz.

"Yaz okulu boyunca haftada en az iki kez havuza gitsem."

Yaz okulunda sular kesikti fena yattım ama şimdi yarım saatte 2 kmye yakın yüzebiliyorum arkadaş (breh breh de biraz yavaş övün)

"Hergün bir film izlesem."

Az sonra film izlicem.

"Yaz okulu bitince (tabi iki dersi de aa düşüreceğim için rahatça) olimposa gitsem."

Vallahi de aptım billahi de yaptım:)

"Bu arada web tasarımı falan öğrensem."

Ev arkadaşım web tasarımı biliyo ama henüz işime yaramadı. faturaların yarısını internetten ödüyoruz da o sayılmaz demi.

"Neyse yaz geçti gitti diyelim.Seneye dağcılığı geliştirmem lazım."

Yaptık kendi çapımızda bişeyler.

"Türk halk bilimi topluluğuna girsem(belki saz çalmayı da öğrenirim ya da folklor)"

THBT yle bayağ içli dışlı olduk canım(!) Hem de bayağ...

"Klasik gitar topluluğuna girsem."

Seçmeli klasik gitar aldım AA düşüyo hacı nabeeer...

"Sinema topluluğuna girsem(böyle izleyerek çok şey öğrenilmiyor)"

Kuzenimi soktum insafsızca. Amelesi oldu şimdi topluluğun. Ama olsun gerektiğinde sorar öğreniriz demi...

"Bu arada antrenmanlara düzenli devam ediyorum ve kitap okuyorum tabi."

Göbek yaptım ama olsun kesin gitcem 2. dönem. Kitap mı, tabi okuycam.

Bi de derslerim aa-ba-bb devam etse demişim. ne gerek var canım şimdi dönem bitmiş ders muhabbeti çevirmeye. Mezun oluyoruz işte 3 ay sonra.

Hadi hacı görüşürüz iki buçuk yıl sonra...

Kendime not: İki buçuk yıl sonra da hala noktalama işaretlerine bu kadar takık olursan bi doktora git.

Friday, May 18, 2007

Final hazırlıkları

Final dönemi hazırlıklarına resmen başlamış bulunuyorum.En azından kafa olarak diyelim.Kendileri 1.5 hafta sonra başlıyor ve aralıksız 3 sağlam final olarak kendilerini gösterecekler.

Öğle yemeğinde ton balıklı sandviç yiyerek başladım çalışmaya.Şu ana kadar yediklerimle kendimi ocean's onbilmemkaç serisindeki brad pitt'e benzetiyorum.O da alakasız alakasız birsürü şey yerdi(bu lafın sonunu hey gidi günler hey diye devam ettirmek lazım ama iyice saçmalamış oluruz şimdi) Neyse az sonra bir aynaya bakayım da kendime geleyim ben en iyisi.

O değil de bu hafta tırmanış için yaptığım bütün antrenman boşa gitti galiba.Neyse allahtan yarın yağmur yağacakmış da tırmanış iptal oldu.

Neyse yemek harici final çalışmamı Edward Norton'un ilk filmi İlk Korku'yu izleyerek sürdürdüm.Film boyunca ağzım açık kaldı.Bazı insanlar gerçekten yetenekli doğuyor.Yaşam boyu oscar ödülünü verdim ben kendisine bu filmiyle.

Yazımı burda kesmek zorundayım çalışkan uzman öğretmen babam yüzünden.Bulmuş yine bir yerlerden bişeyler.Alice harikalar diyarından bir pasaj okudu bunun üzerine birşey yazamam artık dedim.

"Alice: Lütfen söyler misin hangi yoldan gitmeliyim?

Kedi: Bu büyük ölçüde nereye ulaşmak istediğine bağlı.

Alice: Nereye gideceğim çok da fark etmez.

Kedi: O zaman hangi yolu takip edeceğin de fark etmez.

Alice: ...bir yere ulaştığım sürece...

Kedi: Şüphe yok ki bunu yapabilirsin...Çok yürümeyi göze alıdığın sürece..."




Yok yok Alice Harikalar Diyarında'yı mutlaka tekrar okumak gerekiyor.

Boşver finali minali...

Thursday, May 17, 2007

Bir otostopçunun günlüğü

Başlık biraz tanıdık gelebilir, zira 2. sınıf bir hollywood film adının değiştirilmiş hali.
Yok ya böyle çok acımasız oldu, esinlenme diyelim. Hem bu başlık yazıma, hatta blogumun tamamına, 'bir otostopçunun galaksi rehberi'nin filme durduğundan daha iyi duruyor.


Ben Ankara'nın banliyö diye tabir edilen, şehir merkezinden çok çok(hatta çok çok çok) uzaktaki semtlerinden, Eryaman olanında oturuyorum.Kısacası Eskişehir'e daha yakınız:) Otobüslerimiz de muhteşem konforlu ve geniş olduğundan genellikle dağcılıkta öğrendiğim bütün teknikleri kullanarak gitmek zorunda kalıyorum(tek ayak üstünde ağırlık aktarımı falan). Üstelik normalden daha uzun sürede.Bu yüzden odtüye başladıktan sonra işte bu alternatif seyahati keşfetmek zorunda kaldım.

İlk başlarda acemiydim, korkuyordum hemen vazgeçiyordum.Kolumu uzatmaya bile çekiniyordum.Ama birkaç kere tek otostopla odtüye kadar gidince otostop bende tutku haline dönüştü maalesef.

Bir kere okula giderken otostop çekmezsem eksik birşeyler yapmışım gibi hissediyorum.Çekip de kimse durmazsa daha kötü oluyorum, bütün günüm kötü geçiyor.Kendimi problemli yada hastalıklı gibi hissediyorum.

Tutku dediysem de o kadar değil hani.Kendime göre ilkelerim var yani.Mesela hiç bilmediğim bir yerden otostop çekmiyorum.En azından güzergahı bilmem gerek:) Sonra saat 7 den sonra odtü dışından kalkışmıyorum otostopa.Ayrıca arabanın içinde din ve siyaset hatta futbol ile ilgili konuları onlar açmadıkça konuşmuyorum.Böyle bir konu açılınca da dünyanın en omurgasız insanı oluyorum.'Evet tabi çok haklısınız' diyip kafa sallamaktan yoruluyorum.Sonuçta direksyon onun elinde.Bendeyse sadece el freni var o da ortak kullanımda:)

Konuşulan konular aslında belli.Ya nereli olduğum ya da okulum.Nereli olduğum muhabbetin geleceği açısından çok da yardımcı olmuyor.'Fethiye ' diyince insanlar ya yakınlarıda bir yerlerde yaptığı askerlikleri anlatmaya başlıyorlar(ki en kötüsüdür bu) ya da 'ben bir kere oraya gitmiştim' denilip 5 dakikalık bir sus molası veriliyor.Ama nerede okuduğum sorulunca ortaya cidden iç açıcı şeyler çıkıyor.Her seferinde 'sizin de işiniz zor be' diyerek içimi rahatlatıyorlar sağolsun şöför kardeşlerim:(

Ben şahsen konuşmamayı tercih ediyorum.Devam et sen kardeşim sana ne benim yurtta mı evde mi kaldığımdan.Alışkanlığın getirdiği rahatlık da etkili tabi bu tercihte.Özellikle bu aralar adamı da şöförüm gibi gibi görüyorum.Yakında aşırı rahatlıktan komaya girip şu diyalogun gerçekleşmesinden korkuyorum:

+nereye gidiyorsun

-odtü'ye

+hadi ya tüh ben madagaskar'a gidiyodum

-(yüzsüzcene) neyse önemli değil canım beni odtüye bırakınca yolun çok da uzamıyo, devam et sen

:):):)


Yok yok benim otostopu kesin azaltmam lazım.Arada bir otobüse binip halkımın arasına karışmalıyım.ama birden olmaz tabi yavaş yavaş artık.









o değil de:

Yazının başında üst üste 'çok' yazarken kendimi Beethoven'a benzettim.Q klavyede kendimden geçiyorum:)

Monday, April 23, 2007

süperkıvır

Bu aralar yine gaza geldim.Plan üzerine plan.Bu planların 10 da birini gerçekleştirebilseydim şu anda bu yazıyı yazıyor olmazdım heralde ama o zamanlar bir blogum da yoktu.O yüzden madem bir blogum var, madem gaza gelmişim bloga not düşeyim de unutunca hatırlatsın bana:)

Şimdi efendim ben bu yaz, yaz okuluna kalacağım için sanki biraz daha fazla vaktim olacak gibime geliyor(saçma gelebilir ama öbür türlü uyuşuyorum).Yaz okulu sırasında okuyacağım kitapları dizdim bile kitaplığıma(off bakınca bile çok geldi gözüme)

Ama ondan önce haziranda finaller bittiğinde okulun dağcılık topluluğuyla kaya tırmanışına gitsem kayada kendimi geliştirsem.

Yaz okulu boyunca haftada en az iki kez havuza gitsem.

Hergün bir film izlesem.

Yaz okulu bitince (tabi iki dersi de aa düşüreceğim için rahatça) olimposa gitsem.

Bu arada web tasarımı falan öğrensem.

Neyse yaz geçti gitti diyelim.Seneye dağcılığı geliştirmem lazım.Ama yetmez.

Türk halk bilimi topluluğuna girsem(belki saz çalmayı da öğrenirim ya da folklor)

Klasik gitar topluluğuna girsem.

Sinema topluluğuna girsem(böyle izleyerek çok şey öğrenilmiyor)

Bu arada antrenmanlara düzenli devam ediyorum ve kitap okuyorum tabi.

Ayrıca derslerim de süper olsa böyle aa-ba-bb devam etse.



Harika olurdu ama bunlar için 24 saat yeter mi.

Herşeye rağmen hayal kurmak güzel şey ama ya...

Thursday, April 5, 2007

Yalnızlık paylaşılmaz tamam da...

Bugün ortak gördüğümüz derslerin birinde -sınıf çok sıcak yeni yemek yemişim haliyle yine- uyuyorum, arka sırada birisi soru sordu.Hafiften gözlerimi aralayıp baktım kim diye: 2005 Türkiye ÖSS 'şampiyonu' Serkan Sakar.Yine yalnız oturuyor.O an uykum yerini hüzüne bıraktı.

Daha önce de görmüştüm onu.Önümdeydi Demir Demirkan konserinde.Demir en iddialı şarkılarını grubunun da yardımıyla en coşturucu biçimde söyleyip herkesi hoplatıp zıplatırken o yine yalnız başına oturmuş birasını yudumluyordu.

Sonuçların açıklandığı sene her kanalda en az 5 defa boy göstermişti.Öne çıkmasının tek nedeni 'finalle kazanmış' olması değildi.Farklıydı da o.Demeçlerinden bizden biri olduğu anlaşılıyordu.Yani sosyal bir insandı az da olsa.Hırsı boyunu aşmış gözü dönmüş bir anne ya da kırbacını öğrencilerinin tepesinde şaklatan hunhar ama idealist(!) bir hoca kurbanı değildi.Dünyayı çoktan seçmeli bir sorunun seçeneklerinden biri olarak görmüyordu.Bu durumu bu kadar içselleştirip ona bu kadar üzülmemi sağlayan şey de bu olsa gerek.

Bu yazı Serkan Sakar ve onun başarısıyla ilgili bir yazı değil.Tanımıyorum da kendisini zaten.Beni ilgilendiren konu tercih edilmeyen yalnızlık.

Yalnızlık güzel şey.İnsanın kendi içine dönebilmesi, yaralarını sarabilmesi, hatalarını görebilmesi, EQ'sunu geliştirebilmesi için harika bir etkinlik.Bu sıkıcı faydalarını geçtim çok de eğlenceli oluyor kimi zaman.Benim için nerdeyse çakırkeyiflikle eşdeğer.Zaten bence Özdemir Asaf da o meşhur iki dizesini bu hazzı temel alarak yazmıştır.

Peki ya yalnızlığın diğer boyutu.Ya yalnız olmayı istemiyorsanız.Ya yalnızlığa itilmişseniz.Ya nedeni ne olursa olsun yalnızlığa mahkum edilmişseniz.Bu kadar keyif alınabilir mi o zaman?Aksine depresyon nedenidir.Bu seferki kendi içine dönmek değil kendi içine kapanmaktır.İçinizde bir ur oluşur ve onu büyütürsünüz de büyütürsünüz.Kimi zaman sizi yalnızlıktan kurtaracak eli yakan bir ateş topu olur çıkar ağzınızdan.Ve biraz daha gömülürsünüz kendinize.Kurtulmak için çırpınmazsınız.Biraz daha boğulabilmek için bırakırsınız kendinizi.Kendinizi kendinize acındırırsınız.

Eğer tercih edilmeyen yalnızlığınızın nedeni sizseniz o zaman kolay.Yumuşak bir yastık, sütlü bir çikolata, sıcak bir kahve bulutların dağılmasına yeter.Fırtına dindi mi zaten öncesi düşünülmez.

Peki ya gerçekten mahkumsanız yalnızlığa.

İşte en büyük kabusum o.

Friday, March 2, 2007

messenger

Msn teknolojik yenilikler arasında yerini ne zaman aldı bilmiyorum ama yaygınlaşması galiba adsl'nin başlamasıyla birlikte oldu.Bende o zaman tanıştım msnle.

Başlarda iyiydik hoştuk, eğleniyorduk-muhabbet güzel şey tabi!- sonra bişeyler oldu msnden soğudum hatta tiksinmeye başladım.Bu bir süreç miydi yoksa bir anda mı oldu bilmiyorum-hayatımı o kadar iyi gözlemlemiyorum nitekim-
Bir kere kendine has bir dili oluştu.

-hmm ok
-bye
-ehuehu
-:8.34u(garip bişey çıkar(genelde keldir) garip şeyler yapar buna da smiley derler)

Bu smileyler(gülücükler) ayrı bir yazı konusu zaten.Sonuçta sanal alemde konuştuğun ve gayriciddi olduğun için gerekli bir yerde.Mimik lazım(bu yüzden az yanlış anlaşılmamışımdır)Ama bazı insanlar abartıyorlar.Sadece gülücükleriyle anlaşan insanlar biliyorum.Bu da tüylerimi diken diken edip boynumu kıtlatmama neden olan başka bir durum.Bir de ben bunları çok ciddiye alıyorum.Karşımdakine 'ağlama lütfen' diye yalvardığım çok olmuştur.




Tanımadığın insanlarla konuşup birilerini düşürme umudunu hiç anlamamışımdır zaten.Hadi onu geçiyorum da toplumda asosyal zombiler oluşturuyor.Msnde coşup döktürüp ertesi gün sıcak bir selam vermeyi beceremeyen insanlar...

Bütün bunlara ek olarak bir de bağımlılık yapıyor meret.Şu an msn açık mesela.Evde kullanan tek ben olsam sileceğim.Gerçekten.Valla billa.
Amacım fikrimle zikrimi eşitleyip derviş olmak.

Monday, February 19, 2007

öylesine bi yazı

Yorgunum ya.Çok da mutsuzum nedense.Ama hayat tecrübeme dayanarak(!) insanların belli sıklıklarla böyle mutsuz oldukları bikaç günlük bir periyot olduğuna inanıyorum.Ama mutsuzluğum çok da nedensiz değil heralde.

Birincisi uykusuzum.Saolsun mehmedimiz okurumuz'un atacağı bikaç sayıyı görelim diye uykumuzdan olduk.Hoş ne o sayıları gördük, ne maçtan zevk aldık, ne de uyuyabildik ama.

İkincisi koca tatil bitti daha koca bi dönem başladı.Döneme bi de uykusuz başladım, üstüne hocalar tarafından bayağ bi gözümüz korkutuldu, kedim de yok zaten.Ağlıcam ya.Akademic writing ne demek allah aşkına.Şu iki satırlık blogu yazmaktan acizken hele.

Yok yok ben en iyisi önce bir uyuyayım.