Friday, May 18, 2007
Final hazırlıkları
Öğle yemeğinde ton balıklı sandviç yiyerek başladım çalışmaya.Şu ana kadar yediklerimle kendimi ocean's onbilmemkaç serisindeki brad pitt'e benzetiyorum.O da alakasız alakasız birsürü şey yerdi(bu lafın sonunu hey gidi günler hey diye devam ettirmek lazım ama iyice saçmalamış oluruz şimdi) Neyse az sonra bir aynaya bakayım da kendime geleyim ben en iyisi.
O değil de bu hafta tırmanış için yaptığım bütün antrenman boşa gitti galiba.Neyse allahtan yarın yağmur yağacakmış da tırmanış iptal oldu.
Neyse yemek harici final çalışmamı Edward Norton'un ilk filmi İlk Korku'yu izleyerek sürdürdüm.Film boyunca ağzım açık kaldı.Bazı insanlar gerçekten yetenekli doğuyor.Yaşam boyu oscar ödülünü verdim ben kendisine bu filmiyle.
Yazımı burda kesmek zorundayım çalışkan uzman öğretmen babam yüzünden.Bulmuş yine bir yerlerden bişeyler.Alice harikalar diyarından bir pasaj okudu bunun üzerine birşey yazamam artık dedim.
"Alice: Lütfen söyler misin hangi yoldan gitmeliyim?
Kedi: Bu büyük ölçüde nereye ulaşmak istediğine bağlı.
Alice: Nereye gideceğim çok da fark etmez.
Kedi: O zaman hangi yolu takip edeceğin de fark etmez.
Alice: ...bir yere ulaştığım sürece...
Kedi: Şüphe yok ki bunu yapabilirsin...Çok yürümeyi göze alıdığın sürece..."
Yok yok Alice Harikalar Diyarında'yı mutlaka tekrar okumak gerekiyor.
Boşver finali minali...
Thursday, May 17, 2007
Bir otostopçunun günlüğü
Yok ya böyle çok acımasız oldu, esinlenme diyelim. Hem bu başlık yazıma, hatta blogumun tamamına, 'bir otostopçunun galaksi rehberi'nin filme durduğundan daha iyi duruyor.
Ben Ankara'nın banliyö diye tabir edilen, şehir merkezinden çok çok(hatta çok çok çok) uzaktaki semtlerinden, Eryaman olanında oturuyorum.Kısacası Eskişehir'e daha yakınız:) Otobüslerimiz de muhteşem konforlu ve geniş olduğundan genellikle dağcılıkta öğrendiğim bütün teknikleri kullanarak gitmek zorunda kalıyorum(tek ayak üstünde ağırlık aktarımı falan). Üstelik normalden daha uzun sürede.Bu yüzden odtüye başladıktan sonra işte bu alternatif seyahati keşfetmek zorunda kaldım.
İlk başlarda acemiydim, korkuyordum hemen vazgeçiyordum.Kolumu uzatmaya bile çekiniyordum.Ama birkaç kere tek otostopla odtüye kadar gidince otostop bende tutku haline dönüştü maalesef.
Bir kere okula giderken otostop çekmezsem eksik birşeyler yapmışım gibi hissediyorum.Çekip de kimse durmazsa daha kötü oluyorum, bütün günüm kötü geçiyor.Kendimi problemli yada hastalıklı gibi hissediyorum.
Tutku dediysem de o kadar değil hani.Kendime göre ilkelerim var yani.Mesela hiç bilmediğim bir yerden otostop çekmiyorum.En azından güzergahı bilmem gerek:) Sonra saat 7 den sonra odtü dışından kalkışmıyorum otostopa.Ayrıca arabanın içinde din ve siyaset hatta futbol ile ilgili konuları onlar açmadıkça konuşmuyorum.Böyle bir konu açılınca da dünyanın en omurgasız insanı oluyorum.'Evet tabi çok haklısınız' diyip kafa sallamaktan yoruluyorum.Sonuçta direksyon onun elinde.Bendeyse sadece el freni var o da ortak kullanımda:)
Konuşulan konular aslında belli.Ya nereli olduğum ya da okulum.Nereli olduğum muhabbetin geleceği açısından çok da yardımcı olmuyor.'Fethiye ' diyince insanlar ya yakınlarıda bir yerlerde yaptığı askerlikleri anlatmaya başlıyorlar(ki en kötüsüdür bu) ya da 'ben bir kere oraya gitmiştim' denilip 5 dakikalık bir sus molası veriliyor.Ama nerede okuduğum sorulunca ortaya cidden iç açıcı şeyler çıkıyor.Her seferinde 'sizin de işiniz zor be' diyerek içimi rahatlatıyorlar sağolsun şöför kardeşlerim:(
Ben şahsen konuşmamayı tercih ediyorum.Devam et sen kardeşim sana ne benim yurtta mı evde mi kaldığımdan.Alışkanlığın getirdiği rahatlık da etkili tabi bu tercihte.Özellikle bu aralar adamı da şöförüm gibi gibi görüyorum.Yakında aşırı rahatlıktan komaya girip şu diyalogun gerçekleşmesinden korkuyorum:
+nereye gidiyorsun
-odtü'ye
+hadi ya tüh ben madagaskar'a gidiyodum
-(yüzsüzcene) neyse önemli değil canım beni odtüye bırakınca yolun çok da uzamıyo, devam et sen
:):):)
Yok yok benim otostopu kesin azaltmam lazım.Arada bir otobüse binip halkımın arasına karışmalıyım.ama birden olmaz tabi yavaş yavaş artık.
o değil de:
Yazının başında üst üste 'çok' yazarken kendimi Beethoven'a benzettim.Q klavyede kendimden geçiyorum:)
Monday, April 23, 2007
süperkıvır
Şimdi efendim ben bu yaz, yaz okuluna kalacağım için sanki biraz daha fazla vaktim olacak gibime geliyor(saçma gelebilir ama öbür türlü uyuşuyorum).Yaz okulu sırasında okuyacağım kitapları dizdim bile kitaplığıma(off bakınca bile çok geldi gözüme)
Ama ondan önce haziranda finaller bittiğinde okulun dağcılık topluluğuyla kaya tırmanışına gitsem kayada kendimi geliştirsem.
Yaz okulu boyunca haftada en az iki kez havuza gitsem.
Hergün bir film izlesem.
Yaz okulu bitince (tabi iki dersi de aa düşüreceğim için rahatça) olimposa gitsem.
Bu arada web tasarımı falan öğrensem.
Neyse yaz geçti gitti diyelim.Seneye dağcılığı geliştirmem lazım.Ama yetmez.
Türk halk bilimi topluluğuna girsem(belki saz çalmayı da öğrenirim ya da folklor)
Klasik gitar topluluğuna girsem.
Sinema topluluğuna girsem(böyle izleyerek çok şey öğrenilmiyor)
Bu arada antrenmanlara düzenli devam ediyorum ve kitap okuyorum tabi.
Ayrıca derslerim de süper olsa böyle aa-ba-bb devam etse.
Harika olurdu ama bunlar için 24 saat yeter mi.
Herşeye rağmen hayal kurmak güzel şey ama ya...
Thursday, April 5, 2007
Yalnızlık paylaşılmaz tamam da...
Daha önce de görmüştüm onu.Önümdeydi Demir Demirkan konserinde.Demir en iddialı şarkılarını grubunun da yardımıyla en coşturucu biçimde söyleyip herkesi hoplatıp zıplatırken o yine yalnız başına oturmuş birasını yudumluyordu.
Sonuçların açıklandığı sene her kanalda en az 5 defa boy göstermişti.Öne çıkmasının tek nedeni 'finalle kazanmış' olması değildi.Farklıydı da o.Demeçlerinden bizden biri olduğu anlaşılıyordu.Yani sosyal bir insandı az da olsa.Hırsı boyunu aşmış gözü dönmüş bir anne ya da kırbacını öğrencilerinin tepesinde şaklatan hunhar ama idealist(!) bir hoca kurbanı değildi.Dünyayı çoktan seçmeli bir sorunun seçeneklerinden biri olarak görmüyordu.Bu durumu bu kadar içselleştirip ona bu kadar üzülmemi sağlayan şey de bu olsa gerek.
Bu yazı Serkan Sakar ve onun başarısıyla ilgili bir yazı değil.Tanımıyorum da kendisini zaten.Beni ilgilendiren konu tercih edilmeyen yalnızlık.
Yalnızlık güzel şey.İnsanın kendi içine dönebilmesi, yaralarını sarabilmesi, hatalarını görebilmesi, EQ'sunu geliştirebilmesi için harika bir etkinlik.Bu sıkıcı faydalarını geçtim çok de eğlenceli oluyor kimi zaman.Benim için nerdeyse çakırkeyiflikle eşdeğer.Zaten bence Özdemir Asaf da o meşhur iki dizesini bu hazzı temel alarak yazmıştır.
Peki ya yalnızlığın diğer boyutu.Ya yalnız olmayı istemiyorsanız.Ya yalnızlığa itilmişseniz.Ya nedeni ne olursa olsun yalnızlığa mahkum edilmişseniz.Bu kadar keyif alınabilir mi o zaman?Aksine depresyon nedenidir.Bu seferki kendi içine dönmek değil kendi içine kapanmaktır.İçinizde bir ur oluşur ve onu büyütürsünüz de büyütürsünüz.Kimi zaman sizi yalnızlıktan kurtaracak eli yakan bir ateş topu olur çıkar ağzınızdan.Ve biraz daha gömülürsünüz kendinize.Kurtulmak için çırpınmazsınız.Biraz daha boğulabilmek için bırakırsınız kendinizi.Kendinizi kendinize acındırırsınız.
Eğer tercih edilmeyen yalnızlığınızın nedeni sizseniz o zaman kolay.Yumuşak bir yastık, sütlü bir çikolata, sıcak bir kahve bulutların dağılmasına yeter.Fırtına dindi mi zaten öncesi düşünülmez.
Peki ya gerçekten mahkumsanız yalnızlığa.
İşte en büyük kabusum o.
Friday, March 2, 2007
messenger
Başlarda iyiydik hoştuk, eğleniyorduk-muhabbet güzel şey tabi!- sonra bişeyler oldu msnden soğudum hatta tiksinmeye başladım.Bu bir süreç miydi yoksa bir anda mı oldu bilmiyorum-hayatımı o kadar iyi gözlemlemiyorum nitekim-
Bir kere kendine has bir dili oluştu.
-hmm ok
-bye
-ehuehu
-:8.34u(garip bişey çıkar(genelde keldir) garip şeyler yapar buna da smiley derler)
Bu smileyler(gülücükler) ayrı bir yazı konusu zaten.Sonuçta sanal alemde konuştuğun ve gayriciddi olduğun için gerekli bir yerde.Mimik lazım(bu yüzden az yanlış anlaşılmamışımdır)Ama bazı insanlar abartıyorlar.Sadece gülücükleriyle anlaşan insanlar biliyorum.Bu da tüylerimi diken diken edip boynumu kıtlatmama neden olan başka bir durum.Bir de ben bunları çok ciddiye alıyorum.Karşımdakine 'ağlama lütfen' diye yalvardığım çok olmuştur.Tanımadığın insanlarla konuşup birilerini düşürme umudunu hiç anlamamışımdır zaten.Hadi onu geçiyorum da toplumda asosyal zombiler oluşturuyor.Msnde coşup döktürüp ertesi gün sıcak bir selam vermeyi beceremeyen insanlar...
Bütün bunlara ek olarak bir de bağımlılık yapıyor meret.Şu an msn açık mesela.Evde kullanan tek ben olsam sileceğim.Gerçekten.Valla billa.
Amacım fikrimle zikrimi eşitleyip derviş olmak.
Monday, February 19, 2007
öylesine bi yazı
Birincisi uykusuzum.Saolsun mehmedimiz okurumuz'un atacağı bikaç sayıyı görelim diye uykumuzdan olduk.Hoş ne o sayıları gördük, ne maçtan zevk aldık, ne de uyuyabildik ama.
İkincisi koca tatil bitti daha koca bi dönem başladı.Döneme bi de uykusuz başladım, üstüne hocalar tarafından bayağ bi gözümüz korkutuldu, kedim de yok zaten.Ağlıcam ya.Akademic writing ne demek allah aşkına.Şu iki satırlık blogu yazmaktan acizken hele.
Yok yok ben en iyisi önce bir uyuyayım.
Thursday, February 8, 2007
180 derece
Önce biraz enerji toplattırıldı bünyemde uzun süredir(!) görmediğim arkadaşımca(doğru kişi_1).Hafta sonunun ne kadar eğlenceli geçebileceği üzerine kafa yoruldu(dağda insan ne kadar eğlenebilir ki.Tahmin bile edemezsiniz)Biraz da dayak yendikten sonra :) yüzüme bir gülücük oturtuldu.
Akşamsa -bana bu yazıyı yazdıran bu başlığı attıran unutulmayacak akşamlardan biri- enerji kaynağım miso hanım, eşi ve adaşımla(doğru kişi_2,3,4) Ezginin Günlüğü konserinde (doğru yer) buluşulup doğru zamana kadar biralar yudumlandı.
Önce grubun kalbi Nadir Göktürk olanca mütevaziliğiyle arkalarda bir yerde klavyesinin başına geçti.Ardından basçı, baterist, flütçü(!) ve grubun enerji kaynağı gitaristleri Sedat Yapıcı.Eylem Atmaca ve Hüsnü Arkan çıkar çıkmaz da başladılar.Biraz hoplatıp zıplatıp el çırptırdıktan sonra yavaş yavaş kendi içlerimize döndürdüler bizleri.İkisi de hissederek söyledi 'eksik bir şey mi vaaar, yan kalbiiim, sellaküüü' diye böğüren taraftar gruplarına rağmen.Hatta bu gece duyduğum en doğru yorum da bunun üzerineydi:"bu adam bizim için değil kendi için söylüyor."
Gittiğim ilk Ezginin Günlüğü konseriydi ve uzun süredir de dinlememiştim onları; ama şuna karar verdim ki düşünülecek bir "o" olduğunda Ezginin Günlüğü değişilmez oluyor.
Şimdi mi?Şimdiyse gayet mutluyum.Sabah kahvaltıda dededen gelecek 'neden bu kadar geç kaldın' sorusunun cevabı düşünülmeden, içten gelen ezginin günlüğü şarkılarına yine içten içten eşlik edilerek, huzurlu ve güzel bir uyku ile noktalanacak bu gece
Monday, February 5, 2007
konu: X süre: 40 dakika
Aman tanrım, çok heyecanlıyım.Blog yazıyorum ilk defa.
Ya yazı yazmak bir insan için ne kadar büyük bir karın ağrısı teşkil edebilir ki.Korkuyorum resmen yazmaktan.Bu blog 5 ay önce düzenlendi, 2 hafta önce başlanılmasına karar verildi, yarım saat önce oturlup düşünülmeye başlandı ve şimdi yazılıyor.Yani kalem kağıt devrinde başlasaydım eğer odamın boyu buruşuk kağıtlar kısalacaktı demek ki.( bi müzik açayım kendime belki gerginliğime iyi gelir:))
Ama bu hep çarpık eğitim sistemimizden kaynaklanıyor(suç başkasının üzerine atılarak pembeleşinceye kadar gevşenir).Önce atasözleri yorumlatılmaya başlandı. Sonra özdeyişler...Araya zorunlu günlükleri sıkıştırdılar(3 aylık günlüğü 2 saatte yazdığımı hatırlıyorum:"bugün kalktım okula gittim yemek yedim yattım").Lise de 'bozkurtların ölümü kitabı için kompozisyon yazdığımızı hatırlıyorum.Şimdi aklıma geldi de keşke vizontele 2 nin girişindeki çocuğun yaptığı gibi boş kağıda kurt resmi çizseymişim:)Üniversite de daha aklıbaşında konuşar vermeye başladılar, bu sefer de ingilizce yazılacak diye tutturdular.Yazdıklarımın bir tanesi bile mi beğenilmez ya.Ağlıyorum işte anıra anıra.
İşte ben de bu böyle gitmez diyerek kendi içimde büyük bir devrim yapmak suretiyle başladım bu bloga.Ne ben ne de insanlık için bir adım teşkil etse de tabularımı yıkıyorum kendimce(hah bu da çözüm bölümü oldu)
40 dakika da doldu kanımca.Umarım bi daha ki 40 dakika bu kadar sancılı olmaz ya off(bi 5 ay 2 hafta yarım saat daha bekliyomuşum.hehe).Publish yazısı daha bi parlamaya başladı gözümde.
sonra görüşürüz sevgili günlük;)