Final dönemi hazırlıklarına resmen başlamış bulunuyorum.En azından kafa olarak diyelim.Kendileri 1.5 hafta sonra başlıyor ve aralıksız 3 sağlam final olarak kendilerini gösterecekler.
Öğle yemeğinde ton balıklı sandviç yiyerek başladım çalışmaya.Şu ana kadar yediklerimle kendimi ocean's onbilmemkaç serisindeki brad pitt'e benzetiyorum.O da alakasız alakasız birsürü şey yerdi(bu lafın sonunu hey gidi günler hey diye devam ettirmek lazım ama iyice saçmalamış oluruz şimdi) Neyse az sonra bir aynaya bakayım da kendime geleyim ben en iyisi.
O değil de bu hafta tırmanış için yaptığım bütün antrenman boşa gitti galiba.Neyse allahtan yarın yağmur yağacakmış da tırmanış iptal oldu.
Neyse yemek harici final çalışmamı Edward Norton'un ilk filmi İlk Korku'yu izleyerek sürdürdüm.Film boyunca ağzım açık kaldı.Bazı insanlar gerçekten yetenekli doğuyor.Yaşam boyu oscar ödülünü verdim ben kendisine bu filmiyle.
Yazımı burda kesmek zorundayım çalışkan uzman öğretmen babam yüzünden.Bulmuş yine bir yerlerden bişeyler.Alice harikalar diyarından bir pasaj okudu bunun üzerine birşey yazamam artık dedim.
"Alice: Lütfen söyler misin hangi yoldan gitmeliyim?
Kedi: Bu büyük ölçüde nereye ulaşmak istediğine bağlı.
Alice: Nereye gideceğim çok da fark etmez.
Kedi: O zaman hangi yolu takip edeceğin de fark etmez.
Alice: ...bir yere ulaştığım sürece...
Kedi: Şüphe yok ki bunu yapabilirsin...Çok yürümeyi göze alıdığın sürece..."
Yok yok Alice Harikalar Diyarında'yı mutlaka tekrar okumak gerekiyor.
Boşver finali minali...
Friday, May 18, 2007
Thursday, May 17, 2007
Bir otostopçunun günlüğü
Başlık biraz tanıdık gelebilir, zira 2. sınıf bir hollywood film adının değiştirilmiş hali.
Yok ya böyle çok acımasız oldu, esinlenme diyelim. Hem bu başlık yazıma, hatta blogumun tamamına, 'bir otostopçunun galaksi rehberi'nin filme durduğundan daha iyi duruyor.
Ben Ankara'nın banliyö diye tabir edilen, şehir merkezinden çok çok(hatta çok çok çok) uzaktaki semtlerinden, Eryaman olanında oturuyorum.Kısacası Eskişehir'e daha yakınız:) Otobüslerimiz de muhteşem konforlu ve geniş olduğundan genellikle dağcılıkta öğrendiğim bütün teknikleri kullanarak gitmek zorunda kalıyorum(tek ayak üstünde ağırlık aktarımı falan). Üstelik normalden daha uzun sürede.Bu yüzden odtüye başladıktan sonra işte bu alternatif seyahati keşfetmek zorunda kaldım.
İlk başlarda acemiydim, korkuyordum hemen vazgeçiyordum.Kolumu uzatmaya bile çekiniyordum.Ama birkaç kere tek otostopla odtüye kadar gidince otostop bende tutku haline dönüştü maalesef.
Bir kere okula giderken otostop çekmezsem eksik birşeyler yapmışım gibi hissediyorum.Çekip de kimse durmazsa daha kötü oluyorum, bütün günüm kötü geçiyor.Kendimi problemli yada hastalıklı gibi hissediyorum.
Tutku dediysem de o kadar değil hani.Kendime göre ilkelerim var yani.Mesela hiç bilmediğim bir yerden otostop çekmiyorum.En azından güzergahı bilmem gerek:) Sonra saat 7 den sonra odtü dışından kalkışmıyorum otostopa.Ayrıca arabanın içinde din ve siyaset hatta futbol ile ilgili konuları onlar açmadıkça konuşmuyorum.Böyle bir konu açılınca da dünyanın en omurgasız insanı oluyorum.'Evet tabi çok haklısınız' diyip kafa sallamaktan yoruluyorum.Sonuçta direksyon onun elinde.Bendeyse sadece el freni var o da ortak kullanımda:)
Konuşulan konular aslında belli.Ya nereli olduğum ya da okulum.Nereli olduğum muhabbetin geleceği açısından çok da yardımcı olmuyor.'Fethiye ' diyince insanlar ya yakınlarıda bir yerlerde yaptığı askerlikleri anlatmaya başlıyorlar(ki en kötüsüdür bu) ya da 'ben bir kere oraya gitmiştim' denilip 5 dakikalık bir sus molası veriliyor.Ama nerede okuduğum sorulunca ortaya cidden iç açıcı şeyler çıkıyor.Her seferinde 'sizin de işiniz zor be' diyerek içimi rahatlatıyorlar sağolsun şöför kardeşlerim:(
Ben şahsen konuşmamayı tercih ediyorum.Devam et sen kardeşim sana ne benim yurtta mı evde mi kaldığımdan.Alışkanlığın getirdiği rahatlık da etkili tabi bu tercihte.Özellikle bu aralar adamı da şöförüm gibi gibi görüyorum.Yakında aşırı rahatlıktan komaya girip şu diyalogun gerçekleşmesinden korkuyorum:
+nereye gidiyorsun
-odtü'ye
+hadi ya tüh ben madagaskar'a gidiyodum
-(yüzsüzcene) neyse önemli değil canım beni odtüye bırakınca yolun çok da uzamıyo, devam et sen
:):):)
Yok yok benim otostopu kesin azaltmam lazım.Arada bir otobüse binip halkımın arasına karışmalıyım.ama birden olmaz tabi yavaş yavaş artık.
o değil de:
Yazının başında üst üste 'çok' yazarken kendimi Beethoven'a benzettim.Q klavyede kendimden geçiyorum:)
Yok ya böyle çok acımasız oldu, esinlenme diyelim. Hem bu başlık yazıma, hatta blogumun tamamına, 'bir otostopçunun galaksi rehberi'nin filme durduğundan daha iyi duruyor.
Ben Ankara'nın banliyö diye tabir edilen, şehir merkezinden çok çok(hatta çok çok çok) uzaktaki semtlerinden, Eryaman olanında oturuyorum.Kısacası Eskişehir'e daha yakınız:) Otobüslerimiz de muhteşem konforlu ve geniş olduğundan genellikle dağcılıkta öğrendiğim bütün teknikleri kullanarak gitmek zorunda kalıyorum(tek ayak üstünde ağırlık aktarımı falan). Üstelik normalden daha uzun sürede.Bu yüzden odtüye başladıktan sonra işte bu alternatif seyahati keşfetmek zorunda kaldım.
İlk başlarda acemiydim, korkuyordum hemen vazgeçiyordum.Kolumu uzatmaya bile çekiniyordum.Ama birkaç kere tek otostopla odtüye kadar gidince otostop bende tutku haline dönüştü maalesef.
Bir kere okula giderken otostop çekmezsem eksik birşeyler yapmışım gibi hissediyorum.Çekip de kimse durmazsa daha kötü oluyorum, bütün günüm kötü geçiyor.Kendimi problemli yada hastalıklı gibi hissediyorum.
Tutku dediysem de o kadar değil hani.Kendime göre ilkelerim var yani.Mesela hiç bilmediğim bir yerden otostop çekmiyorum.En azından güzergahı bilmem gerek:) Sonra saat 7 den sonra odtü dışından kalkışmıyorum otostopa.Ayrıca arabanın içinde din ve siyaset hatta futbol ile ilgili konuları onlar açmadıkça konuşmuyorum.Böyle bir konu açılınca da dünyanın en omurgasız insanı oluyorum.'Evet tabi çok haklısınız' diyip kafa sallamaktan yoruluyorum.Sonuçta direksyon onun elinde.Bendeyse sadece el freni var o da ortak kullanımda:)
Konuşulan konular aslında belli.Ya nereli olduğum ya da okulum.Nereli olduğum muhabbetin geleceği açısından çok da yardımcı olmuyor.'Fethiye ' diyince insanlar ya yakınlarıda bir yerlerde yaptığı askerlikleri anlatmaya başlıyorlar(ki en kötüsüdür bu) ya da 'ben bir kere oraya gitmiştim' denilip 5 dakikalık bir sus molası veriliyor.Ama nerede okuduğum sorulunca ortaya cidden iç açıcı şeyler çıkıyor.Her seferinde 'sizin de işiniz zor be' diyerek içimi rahatlatıyorlar sağolsun şöför kardeşlerim:(
Ben şahsen konuşmamayı tercih ediyorum.Devam et sen kardeşim sana ne benim yurtta mı evde mi kaldığımdan.Alışkanlığın getirdiği rahatlık da etkili tabi bu tercihte.Özellikle bu aralar adamı da şöförüm gibi gibi görüyorum.Yakında aşırı rahatlıktan komaya girip şu diyalogun gerçekleşmesinden korkuyorum:
+nereye gidiyorsun
-odtü'ye
+hadi ya tüh ben madagaskar'a gidiyodum
-(yüzsüzcene) neyse önemli değil canım beni odtüye bırakınca yolun çok da uzamıyo, devam et sen
:):):)
Yok yok benim otostopu kesin azaltmam lazım.Arada bir otobüse binip halkımın arasına karışmalıyım.ama birden olmaz tabi yavaş yavaş artık.
o değil de:
Yazının başında üst üste 'çok' yazarken kendimi Beethoven'a benzettim.Q klavyede kendimden geçiyorum:)
Subscribe to:
Posts (Atom)