Monday, April 23, 2007

süperkıvır

Bu aralar yine gaza geldim.Plan üzerine plan.Bu planların 10 da birini gerçekleştirebilseydim şu anda bu yazıyı yazıyor olmazdım heralde ama o zamanlar bir blogum da yoktu.O yüzden madem bir blogum var, madem gaza gelmişim bloga not düşeyim de unutunca hatırlatsın bana:)

Şimdi efendim ben bu yaz, yaz okuluna kalacağım için sanki biraz daha fazla vaktim olacak gibime geliyor(saçma gelebilir ama öbür türlü uyuşuyorum).Yaz okulu sırasında okuyacağım kitapları dizdim bile kitaplığıma(off bakınca bile çok geldi gözüme)

Ama ondan önce haziranda finaller bittiğinde okulun dağcılık topluluğuyla kaya tırmanışına gitsem kayada kendimi geliştirsem.

Yaz okulu boyunca haftada en az iki kez havuza gitsem.

Hergün bir film izlesem.

Yaz okulu bitince (tabi iki dersi de aa düşüreceğim için rahatça) olimposa gitsem.

Bu arada web tasarımı falan öğrensem.

Neyse yaz geçti gitti diyelim.Seneye dağcılığı geliştirmem lazım.Ama yetmez.

Türk halk bilimi topluluğuna girsem(belki saz çalmayı da öğrenirim ya da folklor)

Klasik gitar topluluğuna girsem.

Sinema topluluğuna girsem(böyle izleyerek çok şey öğrenilmiyor)

Bu arada antrenmanlara düzenli devam ediyorum ve kitap okuyorum tabi.

Ayrıca derslerim de süper olsa böyle aa-ba-bb devam etse.



Harika olurdu ama bunlar için 24 saat yeter mi.

Herşeye rağmen hayal kurmak güzel şey ama ya...

Thursday, April 5, 2007

Yalnızlık paylaşılmaz tamam da...

Bugün ortak gördüğümüz derslerin birinde -sınıf çok sıcak yeni yemek yemişim haliyle yine- uyuyorum, arka sırada birisi soru sordu.Hafiften gözlerimi aralayıp baktım kim diye: 2005 Türkiye ÖSS 'şampiyonu' Serkan Sakar.Yine yalnız oturuyor.O an uykum yerini hüzüne bıraktı.

Daha önce de görmüştüm onu.Önümdeydi Demir Demirkan konserinde.Demir en iddialı şarkılarını grubunun da yardımıyla en coşturucu biçimde söyleyip herkesi hoplatıp zıplatırken o yine yalnız başına oturmuş birasını yudumluyordu.

Sonuçların açıklandığı sene her kanalda en az 5 defa boy göstermişti.Öne çıkmasının tek nedeni 'finalle kazanmış' olması değildi.Farklıydı da o.Demeçlerinden bizden biri olduğu anlaşılıyordu.Yani sosyal bir insandı az da olsa.Hırsı boyunu aşmış gözü dönmüş bir anne ya da kırbacını öğrencilerinin tepesinde şaklatan hunhar ama idealist(!) bir hoca kurbanı değildi.Dünyayı çoktan seçmeli bir sorunun seçeneklerinden biri olarak görmüyordu.Bu durumu bu kadar içselleştirip ona bu kadar üzülmemi sağlayan şey de bu olsa gerek.

Bu yazı Serkan Sakar ve onun başarısıyla ilgili bir yazı değil.Tanımıyorum da kendisini zaten.Beni ilgilendiren konu tercih edilmeyen yalnızlık.

Yalnızlık güzel şey.İnsanın kendi içine dönebilmesi, yaralarını sarabilmesi, hatalarını görebilmesi, EQ'sunu geliştirebilmesi için harika bir etkinlik.Bu sıkıcı faydalarını geçtim çok de eğlenceli oluyor kimi zaman.Benim için nerdeyse çakırkeyiflikle eşdeğer.Zaten bence Özdemir Asaf da o meşhur iki dizesini bu hazzı temel alarak yazmıştır.

Peki ya yalnızlığın diğer boyutu.Ya yalnız olmayı istemiyorsanız.Ya yalnızlığa itilmişseniz.Ya nedeni ne olursa olsun yalnızlığa mahkum edilmişseniz.Bu kadar keyif alınabilir mi o zaman?Aksine depresyon nedenidir.Bu seferki kendi içine dönmek değil kendi içine kapanmaktır.İçinizde bir ur oluşur ve onu büyütürsünüz de büyütürsünüz.Kimi zaman sizi yalnızlıktan kurtaracak eli yakan bir ateş topu olur çıkar ağzınızdan.Ve biraz daha gömülürsünüz kendinize.Kurtulmak için çırpınmazsınız.Biraz daha boğulabilmek için bırakırsınız kendinizi.Kendinizi kendinize acındırırsınız.

Eğer tercih edilmeyen yalnızlığınızın nedeni sizseniz o zaman kolay.Yumuşak bir yastık, sütlü bir çikolata, sıcak bir kahve bulutların dağılmasına yeter.Fırtına dindi mi zaten öncesi düşünülmez.

Peki ya gerçekten mahkumsanız yalnızlığa.

İşte en büyük kabusum o.