Monday, February 19, 2007
öylesine bi yazı
Birincisi uykusuzum.Saolsun mehmedimiz okurumuz'un atacağı bikaç sayıyı görelim diye uykumuzdan olduk.Hoş ne o sayıları gördük, ne maçtan zevk aldık, ne de uyuyabildik ama.
İkincisi koca tatil bitti daha koca bi dönem başladı.Döneme bi de uykusuz başladım, üstüne hocalar tarafından bayağ bi gözümüz korkutuldu, kedim de yok zaten.Ağlıcam ya.Akademic writing ne demek allah aşkına.Şu iki satırlık blogu yazmaktan acizken hele.
Yok yok ben en iyisi önce bir uyuyayım.
Thursday, February 8, 2007
180 derece
Önce biraz enerji toplattırıldı bünyemde uzun süredir(!) görmediğim arkadaşımca(doğru kişi_1).Hafta sonunun ne kadar eğlenceli geçebileceği üzerine kafa yoruldu(dağda insan ne kadar eğlenebilir ki.Tahmin bile edemezsiniz)Biraz da dayak yendikten sonra :) yüzüme bir gülücük oturtuldu.
Akşamsa -bana bu yazıyı yazdıran bu başlığı attıran unutulmayacak akşamlardan biri- enerji kaynağım miso hanım, eşi ve adaşımla(doğru kişi_2,3,4) Ezginin Günlüğü konserinde (doğru yer) buluşulup doğru zamana kadar biralar yudumlandı.
Önce grubun kalbi Nadir Göktürk olanca mütevaziliğiyle arkalarda bir yerde klavyesinin başına geçti.Ardından basçı, baterist, flütçü(!) ve grubun enerji kaynağı gitaristleri Sedat Yapıcı.Eylem Atmaca ve Hüsnü Arkan çıkar çıkmaz da başladılar.Biraz hoplatıp zıplatıp el çırptırdıktan sonra yavaş yavaş kendi içlerimize döndürdüler bizleri.İkisi de hissederek söyledi 'eksik bir şey mi vaaar, yan kalbiiim, sellaküüü' diye böğüren taraftar gruplarına rağmen.Hatta bu gece duyduğum en doğru yorum da bunun üzerineydi:"bu adam bizim için değil kendi için söylüyor."
Gittiğim ilk Ezginin Günlüğü konseriydi ve uzun süredir de dinlememiştim onları; ama şuna karar verdim ki düşünülecek bir "o" olduğunda Ezginin Günlüğü değişilmez oluyor.
Şimdi mi?Şimdiyse gayet mutluyum.Sabah kahvaltıda dededen gelecek 'neden bu kadar geç kaldın' sorusunun cevabı düşünülmeden, içten gelen ezginin günlüğü şarkılarına yine içten içten eşlik edilerek, huzurlu ve güzel bir uyku ile noktalanacak bu gece
Monday, February 5, 2007
konu: X süre: 40 dakika
Aman tanrım, çok heyecanlıyım.Blog yazıyorum ilk defa.
Ya yazı yazmak bir insan için ne kadar büyük bir karın ağrısı teşkil edebilir ki.Korkuyorum resmen yazmaktan.Bu blog 5 ay önce düzenlendi, 2 hafta önce başlanılmasına karar verildi, yarım saat önce oturlup düşünülmeye başlandı ve şimdi yazılıyor.Yani kalem kağıt devrinde başlasaydım eğer odamın boyu buruşuk kağıtlar kısalacaktı demek ki.( bi müzik açayım kendime belki gerginliğime iyi gelir:))
Ama bu hep çarpık eğitim sistemimizden kaynaklanıyor(suç başkasının üzerine atılarak pembeleşinceye kadar gevşenir).Önce atasözleri yorumlatılmaya başlandı. Sonra özdeyişler...Araya zorunlu günlükleri sıkıştırdılar(3 aylık günlüğü 2 saatte yazdığımı hatırlıyorum:"bugün kalktım okula gittim yemek yedim yattım").Lise de 'bozkurtların ölümü kitabı için kompozisyon yazdığımızı hatırlıyorum.Şimdi aklıma geldi de keşke vizontele 2 nin girişindeki çocuğun yaptığı gibi boş kağıda kurt resmi çizseymişim:)Üniversite de daha aklıbaşında konuşar vermeye başladılar, bu sefer de ingilizce yazılacak diye tutturdular.Yazdıklarımın bir tanesi bile mi beğenilmez ya.Ağlıyorum işte anıra anıra.
İşte ben de bu böyle gitmez diyerek kendi içimde büyük bir devrim yapmak suretiyle başladım bu bloga.Ne ben ne de insanlık için bir adım teşkil etse de tabularımı yıkıyorum kendimce(hah bu da çözüm bölümü oldu)
40 dakika da doldu kanımca.Umarım bi daha ki 40 dakika bu kadar sancılı olmaz ya off(bi 5 ay 2 hafta yarım saat daha bekliyomuşum.hehe).Publish yazısı daha bi parlamaya başladı gözümde.
sonra görüşürüz sevgili günlük;)